Bir Aylığına “Berliner” olmak

Bir Aylığına “Berliner” olmak

Evet sonunda son 7-8 aydan beri planladığım, üzerine çok çalıştığım; sabah 06:00 da evden çıkıp, akşam 23:00 de eve dönme sürecimin sonuna gelmiştim. Bir yandan 3.5 senedir çok keyifle ve yoğun çalıştığım iş yerimden  ayrılacak olduğum için üzülüyordum, bir yandan da son 3.5 seneyi kafamda özetlemeye çalışıyordum; İspanyolca kursları, yoğun iş hayatı, yüksek lisans dersleri, özel fitness eğitim kursları, üstüne uzaktan yönetmeye çalıştığım bir ilişki ve kesinlikle kendime ayırmam gereken bir zaman. Bu kadar yoğunluktan sonra uzun bir ara iyi gelecekti. Hem de bu uzun arayı Avrupa’nın farklı büyük şehirlerinde öğrenci olarak gerçekleştirmek;  evet “rüya gibi”  =) Kendisine çok büyük saygı ve sevgi duyduğum bir üyem ” Hoca gideceksin, nasıl hissediyorsun ?” dediğinde gerçekten bir şey diyemedim, farklı duygular içerisindeydim. Kendisi insanları müthiş analiz eden, ben konuşmaya başlamadan cümlenin sonunu kendisi getirebilen birisi ve dedi ki; hiç yorma kendini tahmin edebiliyorum nasıl hissedeceğini ama uçağa bindiğin zaman çoğu düşüncen değişecek ve geleceğine odaklanacaksın. Dediği gibi oldu, uçağa bindim ve tamamen yeni şeyler öğrenmenin ve yaşanacak yeni tecrübelerin verdiği mutluluk ve heyecan ile yola çıktım….

Burada ki yazılarda şehirlerin tarihi, turistik noktaları, yeme-içme, eğlence vs…bahsetmeyeceğim. Çünkü bunlarla ilgili çok kaliteli şehir tanıtım videoları ve bloglar var. O yüzden yaşadığım kişisel tecrübelerden bahsedeceğim =)

Berlin de kız arkadaşımla birlikte yaşamaya başladık. Kaldığımız yer şehre bisiklet ile 30 dk çok sessiz sakin güzel bir yerdi. Kurs saatleri öğlen 12 ile 15 arası, pazartesiden- cumaya kadar. Sabahları erkenden kalkıp orman da  koşuyordum ve daha sonra  bisiklet ile kursa gidip geliyordum.  Bisikletle okula ya da kursa gitmeyi hep hayal ediyordum, demek ki kısmetmiş, oldu…

Kurs”Alexanderplatz” da ( yani Berlin’in en çok bilinen meydanı diyebiliriz. Kurs arkadaşlarının hepsi farklı ülkelerdendi. ( İngiliz, İrlandalı, Çinli, Suriyeli, Lübnanlı, Ukraynalı, Tayvanlı ve Meksikalı) İşin en güzel, keyifli ve kolay tarafı ise; bu kadar farklı kıtalardan  gelen insanlardan onların kişisel tecrübelerinden ve kültürleri hakkında bilgi sahibi olabilmek. Bütün değişim programlarının size öğreteceği en büyük kazanç olarak ilk bundan bahsedilir. Bu da gerçekten parayla alabileceğiniz bir şey değil; maddi tarafı var ama daha çok zamanınız ve buna ne kadar değer verdiğiniz ile ilgili…

Bir yabancı dil öğrendiğiniz zaman gerçekten diğerlerini daha kolay öğreniyorsunuz ama itiraf etmeliyim ki Almanca zor bir dil; kendi içinde çok fazla kuralı olan bir dil. Örneğin isimleri çoğul hale getirmek çoğu dilde basitken Almanca’da birden fazla yolu ve kuralı var. Dil öğrenme konusunda ki en büyük tavsiyem ise maddi ve zaman açısından imkan var ise ; yaşadığınız ülkede 3-4 ay kursta süre geçirmektense 1 ay ana dil olarak konuşulan yer de öğrenmek daha etkili bir yöntem.

null.

Berlin’de en çok beni etkileyen ve ilham veren kişi ise; 20 yaşında oraya gelen İngiliz bir kızdı. Müthiş bir İngiliz aksanı ile konuşuyor, ana dili gibi İspanyolca biliyor, Fransızca’sı iyi, İtalyancası iyiye yakın ve Berlin’den sonra İtalya’da erasmus programından yararlanacaktı. Bunların hepsini 20 yaşına kadar yapmış ve daha da fazlasını kendini sıkmayacak şekilde planlamıştı; yanlış hatırlamıyorsam 4 ya da 5 kardeşi var, ailesinden büyük bir maddi destek almıyor. Gittiği ülkelerde çalışarak geçimini sağlıyor;  (İspanya’da da aynısını yapmış) Berlin de çocuk bakıcılığı yapıyordu; kaldığı aile ona konaklama, yeme-içme ve ulaşım masraflarını karşılıyordu. Bakıcılık yaptığı çocuklar okulda iken Almanca kursuna geliyor ve kurs saatleri dışında ise çocuklarla ilgileniyordu. Yani 20 yaşına kadar dolu dolu yaşamış hem okuyarak hem gezerek hem de dünyanın her bir yanından insanlar ile tanışarak onlardan bir şeyler öğrenmiş ve öğretmiş…. Hayatımızda böyle ilham veren insanlara ihtiyacımız var. Kendisini tanımak bana büyük bir mutluluk ve ilham verdi..

img_8558

Berlin’de  kız arkadaşımla bir hafta sonu seyahati olarak Hamburg ve Lübeck’e gittik. Hamburg da güzel bir havaya denk geldik ( yaz olmasına rağmen şanslı sayıldık :D)  ve şehri çok beğendim. Fakat yaşam Berlin’e göre biraz daha pahalı ve tanıdığım insanların genel düşüncesi “Hamburg’da ki yaşayan insanların Alman’yanın diğer şehirlerine göre ( Münih hariç) kendini beğenmiş olarak nitelendiriyorlar… Benim yaşadığım tecrübe ise ; kahve kupası koleksiyonu yapıyorum, ve bir mağazada şehri temsil eden ve içine sizin isminizi yazılabilen kahve fincanı yapıyorlardı. Çok hoşuma gitti ve yaptırmak istedim; adamın el yazısı çok kötüymüş ve Aykut’un “K”sını el yazısında “L” gibi yaptı ve düzeltmesini istediğimde ise “kaba ve soğuk bir şekilde ben bu şekilde yapıyorum, düzeltemem dedi”. Ben de sinirlenmeme rağmen kendimi tuttum “neyse tatildeyim, tatilimi bu sebepten tatsız hale getirmek istemiyorum” diye oradan ayrıldım.

Lübeck ise yolumuzun üzeriydi ve  yarım günde gezebileceğiniz hoş, küçük tipik bir Alman şehri. Küçük Alman şehirlerine pazar günü gitmek iyi bir fikir değil. Her yer kapalı ve insanların evlerinde ya da aileleriyle birlikte bir yerde zaman geçiriyorlar. Şehir  tabiri yerindeyse “ölü gibi”.

enlight1

Malaga’dan tanıştığım arkadaşım ile Prag’da buluşmayı planlarken  neden Viyana’ya gelmiyorsun, benim sınavlarımın bitişini seninde “Köln Spor Akademisini kazanmanı” kutlarız dedi. Bende neden olmasın dedim; Avrupa’nın en yaşanılabilir yerleri içerisinde ilk 3 de bulunan şehri ziyaret etmek zaten istiyordum ve ayrıca seyahatin kötüsü olmaz; hatta büyük şansızlıklar yaşasanız bile ilerde güleceğiniz anılar olarak hayatınızda yer alacaktır… Spontane ve çok güzel bir plan oldu. Easy jet de çok güzel bir uçuş buldum perşembe akşamından Viyana’ya geçtim orada 2 gece geçirdim.

Viyana’yı gerçekten çok beğendim ve fırsatım olursa tekrar ziyaret etmek istiyorum. “Avusturya schnitzeli” ve “Alman schnitzeli” arasında büyük fark var dediler; denedim ama ben farkına varamadım😀 tekrar denemek istiyorum. Ne yazık ki meşhur tatlılarından ve kahvelerinden tadamadım. Ne yaptın diyorsanız; kısıtlı zamanın olmasına karşın, gezerken hayvanat bahçesini gördüğümde “ben çok uzun süredir hayvanat bahçesinde bulunmadım bir gireyim” dedim. 4 saat harcadım😀 Gereksiz bir hareketti

Şarjım bitti ve gideceğim yerleri ve yönlerini telefona kaydetmiştim. Harita yerine her şeyi akıllı telefonlardan hallediyoruz ya … Neyse baya yürüdüm sonunda bir küçük yerel bar buldum. İçeride bar sahibi erkekimsi hareketleri olan kilolu ve çok sert Almanca konuşan bir kadındı ve yanında 60-70 yaşlarında olan kafası güzel bir amca vardı. Kadın heyecanla bir şeyler anlatıyor adam gülerek 2 3 kelime ile cevap veriyordu. Ben telefonumu şarj ederken ve bira içerken arada bana bir şeyler söylüyorlar, gülüyorlar bende ” İch kann nich Deutsche sprachen” ( Almanca konuşamıyorum 😀 ) diye cevap verip onları mutlu ediyordum😀. Neyse telefonumu 45 dakika şarj ettikten sonra oradan Belvedere Sarayına doğru yöneldim. O gün şehir turunu tamamladım ve arkadaşım ile planladığımız gibi onun sınavlarının bitişini benim de erasmusumu kutlamaya hazırlandık. Hazırlanmamız ise; gidip pub da bira içtikten sonra akşam organizasyonu için Gin-Tonic almamız😀

img_8772

Akşam ki organizasyon için Viyana’da büyük merkez kütüphanenin parkında 12 kişilik Avusturya’lı öğrenci grubu ile toplandık.  Herkes iyi derecede İngilizce konuşuyordu ve herkes çok arkadaşça yaklaştılar. Ben oradayım diye herkes Avusturya’lı ve Alman olmasına rağmen İngilizce konuştular ve konuşmalardan, şakalaşmalardan Alman’lar ve Avusturya’lılar arasında tatlı bir rekabet olduğunu hissettim. Bunu Alman arkadaşıma söylediğimde evet bende böyle bir şey olduğunu düşünüyorum ayrıca bizim (Alman’ların) bunu çok önemsemediğimizi düşünmüyorum dedi ve sonuçta bir çok Avusturya da kullanılan bir çok sistemin Almanya’dan alınan örnekler ile oluşturduğundan bahsetti. Bu konuda pek bir bilgim yok, haklı olabilir =)

Diğer güzel bir anı ise içkinin vermiş olduğu hoşlukla sohbetler daha keyifli ve özel olmaya başlamıştı bende arkadaşıma özel bir anıyı hatırlatmak istemiştim, ve bunu diğerleri anlamasın ve kabalık olmasın diye İspanyolca olarak sessizce  anlatmaya çalışıyordum. Sonunda iki tane kız ” İspanyolca biliyoruz ve her anlattığını anladık diye güldüler” Başta biraz şoka girdim ama daha sonra bütün gün gece sohbet yarı İspanyolca yarı İngilizce ve basit Almanca ile geçti. Bu da size yıllarca maddi- manevi emek vererek öğrendiğiniz dilin kısa zamanda verdiği keyfi ve mutluluğudur…

Viyana’dan Prag’a Flix Bus ile 4 saatte cüzzi bir miktarda rahat bir yolculuk yaptım😀 Prag da Estonya’dan tanıştığım iki tane çok yakın arkadaşım ile çok güzel vakit geçirdik. Daha önce Prag’da bulunmuştum,  bu sefer 1 geceliğine gelmiştim ve şehri turustik olarak gezmemize gerek yoktu, tamamen yerel olarak eğlendik.  Bu da gerçekten rahat ve keyif verici bir durum =)

img_8869

Prag’da güzel 1 gece ve bir gündüz geçirdikten sonra 5 saatlik otobüs yolculuğu ile (Flix Bus ile cüzzi miktarda😀 ) Berlin’e geri döndüm. Yaşadığım en serin yaz ve zor Almanca dili ile 1 ayı geçirdikten sonra… İspanya’da en sevdiğim şehre; bana hediye edilen İspanyolca kursu için tekrar 10 günlüğüne “Malagueno” olmak üzere yola çıktım…

Son Yazılar
Bir cevap bırakın